
KANDİL ÇAMI
Aydoğdu ile Savcı Bey, Osman Gazi'nin çok sevdiği iki yeğeni. Aydoğdu'yu Atranos Hisarı Tekfuru şehit etmişti. Arkasından İnegöl Tekfuru ile yapılan bir savaşta da Savcı Bey şehit düşmüştü.. Seferlerin, savaşların, doğanın ve bazı aşiret beyleriyle olan ihtilafın yıpratamadığı Osman Gazi'yi bu iki şehit çok mu çok üzmüş, adeta çökertmişti. Yakınlarının, 1323 yılının son aylarında bu şehitlerinin kabirlerinin ziyaretini yaylaya çıktığımızda yaparız beyim ısrarlarına rağmen: "Hayır, o ziyaretleri yapmadan Söğüt'e dönmem. "demiş, kar ve soğuğa rağmen ziyaretlerini yapmıştı.
Ancak Söğüt'e döndüğünde hastalığı artmış halde yatağa düşmüştü. Devam eden savaşlar bir an durmuş, bütün ağalar, beyler, silah arkadaşları orada toplanmışlardı. Nihayet bir gün Selçuklu Hekim: "Sultanın elbet bir vasiyeti vardır. Oğullan, beyleri, ihtiyarları huzura davet eyler." diye hepsini içeri aldı.
Osman Gazi yatağının içinde hafifçe doğrulmuş, konuşmadan uzun bir süre yakınlarını süzmüştü. "Biz Hakk'a emanetimizi teslim üzereyiz. Esef etmem. Çünkü sizlere Orhan gibi halef bırakıyorum. "Sonra oğluna döndü: "Adil ol, iyi adam ol, merhametli ol. Bütün tebaanı eşitlikle himaye et. İslâm dinini her tarafa yay. Bursa'nın fethine şahit olmak büyük arzumuzdur. Beni gümüşlü kubbenin altına koyarsınız..."Eller öpüldü. Ağlayarak huzurdan çıktılar. İçeride oğul Orhan kalmıştı: "Orhanım, Aydoğdu yeğenimin Atranos kafirinden intikamı sana kaldı.
Savct'mın mezarını garip koma vasiyetimdir. "demişti. Birkaç gün sonra acı haber, herkes tarafından duyulmuştu. Aradan çok geçmemişti. Vasiyetler yerine getirildi. Sonraki ilk yaz yaylaya çıkıldığında Savcı Bey'in mezarı başındaki çam ağacında her gece bir kandil yandığı söylendi. Ancak o tepenin üstündeki yere kim çıkarda kandil yakardı.
Yoktu böyle bir kişi. Ama baş ucundaki bu çamdan ışık huzmeleri yansıyordu. Nur yağıyordur dediler. Cennet gibi bu yer, her yaylaya gelişte: ziyaret edildi. Gereken vazifeler ve vasiyetler yerme getirildi. Zamanla Savcı Bey'in baş ucundaki o çamdan yansıyan ışık süzmeleri de çoğalmıştı. Aradan geçen 650 sene yaz aylarında kayıp erenlerin bu mezar başında kandil yakıp; geceleri toplantılar yaptıkları kulaktan kulağa yayıldı.
Ve kesin bu kanıya varıldı. Hatırlatma görevini yapan ve üzerinden kandıl gibi ışık saçan bu çamı bir gün kestiler. Bir balta vs onu tutan el, tutturan kafanın maneviyat düşmanlığı zihniyeti yaptırmıştı, bu cinayeti. Kutsal kavramlar yoksa orada hangi değerler kalabilirdi. Bazı değerlerin kayboluşu, bir diğer değerin doğuşunu haber verirmiş. Trafik lambaları gibi, biri sönünce diğeri yanıyordu. Birisinin sonu diğerinin doğmasına sebepti.
Orman Bakanlığının Prof. Dr. Kâni IŞIK'a yazdırdığı "BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK" kitabında : "Şehir caddelerini 21. asırda artık ağaç yaprakları aydınlatacak. " diyor ve gecelen etrafına ışık saçan bitki ve ağaçlardan bahsediyor. Manevi değerlerden-korku; mantığı yenilgiye uğratır. Panik yaptırır. Tecessüs, kötülüğü ve kini birleştirir, ellere balta aldırır, silah aldırır. Dillere de iftirayı ve yalanı. Kandil Çamı'mız ayakta olsaydı. etrafına halen ışıklar saçsaydı, kime ne zarar verirdi Gerçekler bazen konuşmadan da haykırır. Samimiyetle yapılan vasiyetler bir ülkeyi yüzyıllar boyu yaşattı. Hem de geceleri ışık. saçan ağaçları 21. asrı da aydınlatmak istercesine...
İlk Osmanlı kaynaklarına göre Savcı Bey. Ekızce Savaşı'nda Alçay ovasının ormanlık yüksek bir tepesinde, bir çam ağacının dibinde şehit düşmüştür...Çam koruluğa Kandilli Çam mevkii denilmesinin sebebi, yöre halkının bu çamlara kandiller yakmasıdır. Eski Türk adetlerinde ölünün yıkandığı, gömüldüğü yerde kırk gün boyunca kandil yakılırdı. Muhtemelen Savcı Bey şehit olunca bu adet uygulandı ve bu mevki adını "Kandilliçami'olarak aldı.
Ramazan Önder
Kuruluşun Toprağı DOMANİÇ
|